16/10/2009 - Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ali'nin konuşmaları
Bir gün, Hz. Ebu Bekir, Resulullahın evine geldi. İçeri girerken, Hz. Ali de geldi. Ebu Bekir geri çekilip, ya Ali, sen buyur dedi. - Ya Eba Bekir! Sen önce gir, her iyilikte önde olan sensin. - Sen önce gir ya Ali, Resulullaha daha yakın sensin. - Ben, senin önüne nasıl geçerim? Çünkü, Resulullahtan işittim, (Ümmetimden Ebu Bekir’den daha üstün bir kimse üzerine güneş doğmadı) buyurdu. - Kızını sana verdiği gün, (Kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim) buyurma dı mı? - Senin için, (İbrahim aleyhisselamı görmek isteyen, Ebu Bekr’in yüzüne baksın) buyurdu. - Senin için de, (Âdem aleyhisselamın hilm sıfatını ve Yusüf aleyhisselamın güzel ahlakını görmek isteyen, Ali Mürtezaya baksın!) buyurdu. - Senin için, (Ya Rabbi! Beni en çok seven ve eshabımın en iyisi kim?) sualine Cenab-ı Hak (Ebu Bekir-i Sıddiktır) buyurmadı mı? - Senin için de, (İlmi birine veririm ki, Allahü teâlâ, onu sever. Ben de çok severim) buyurdu. - Ama senin için (Cennetin kapıları üzerinde, Ebu Bekir habibullah yazılıdır) buyurdu. - Senin için de, Hayberde, bayrağı verip (Bu bayrak, melik-i galibin, Ali’ye hediyesidir) buyurdu. - Senin için, (Ya Eba Bekir! Sen benim gören gözüm ve bilen gönlüm yerindesin) buyurdu. - Senin için de, (Kıyamette, Ali Cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenab-ı Hak buyurur: “Ey Resulüm, baban İbrahim, ne güzel baba, kardeşin Ali ne güzel kardeştir) buyurdu. - Senin için, (Kıyamette, Cennet meleklerinin reisi olan Rıdvan, Cennetin anahtarlarını getirir. Bana verir. Sonra, Cebrail aleyhisselam gelip, ya Resulullah, Cennetin ve Cehennemin anahtarlarını, Ebu Bekr’e ver. O da istediğini Cennete göndersin der) buyurdu. -Senin için de, (Ali kıyamette benim yanımdadır. Havz ve Kevser yanında, benimledir. Sıratta benimledir. Cennette benimledir. Allahü teâlâyı görürken, benimledir.) buyurdu. - Senin için, (Ebu Bekr’in imanı, bütün müminlerin imanları toplamından daha ağırdır) buyurdu. - Senin için de, (Ben ilmin şehriyim. Ali, bunun kapısıdır) buyurdu. - Senin için, (Ben sadıklığın şehriyim. Ebu Bekir, bunun kapısıdır) buyurdu. - Senin için de, (Kıyamette, Ali güzel bir ata biner. Görenler bu hangi Peygamber der.) buyurdu - Senin için, (Ben ve Ebu Bekir, bir topraktanız. Tekrar bir olacağız) buyurdu. - Senin için de, (Hak teâlâ, Cennetin dört köşeni, dört kişi ile bezerim. Biri, peygamberlerin üstünü Muhammed aleyhiselam, biri, Allahtan korkanların üstünü Ali. Üçüncüsü, kadınların üstünü, Fatıma, dördüncü köşesindeki de temizlerin üstünü Hasan ile Hüseyin’dir) buyurdu. - Senin için (8 Cennet “Ey Ebu Bekir, sevdiklerinle birlikte Cennete gir” der) buyurdu. - Senin için de, (Ben bir ağaca benzerim. Fatıma gövdesi, Ali budağı, Hasan ve Hüseyin, meyvesidir) buyurdu. - Senin için, (Allahü teâlâ, Ebu Bekr’e çok rahmet etsin. O, kızını bana verdi. Hicrette bana yardım etti. Bilal-i Habeşiyi, benim için alıp azat etti) buyurdu... Resulullah, bunları içeriden dinlerken (Ey kardeşlerim, artık içeri girin! Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki, Kıyamete kadar, birbirini övseler Allah yanındaki kıymetlerini anlatamazlar) buyurdu. İkisi birbirine sarılıp, Resulullahın huzuruna girdiler. (Menakıb-ı çihar yar-ı güzin)
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/9/2009 - PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED A.S DAN BİR HADİS.
Güzel bir Hadis Peygamber efendimiz demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken,son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur.Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer
Definden sonra herkes evine döner, Münker ve Nekir adlı iki özel Melek gelir,öleni kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere ,göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır.
Güzel kişi der ki.”O benim refakatim,O benim dostumdur,hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz,görevinizi yapınız.Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar terk e demem. Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki, ”Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’anım.Endişe etme,Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın. Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Aladan(semadaki meleklerden)misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar. Allahın Resulu(SAV) demiştir ki:Hesap gününde ne bir Peygamber,ne de bir melek, Allahın indinde Kur’andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.
Lutfen bu hadisi herkese okutun,çünki Resullah(SAV) demiştir ki:bir beyit dahi olsa benden olan bir bilgiyi iletiniz.Allahın lütfu hepimizin üzerine olsun. AMİN
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/9/2009 - Peygamberimiz'in hastalara duası
 İşte Peygamber Efendimiz'in hasta kişilere dua ederken kullandığı ifadeler...(Not: Duayı ibadet niyetiyle okuyunuz)
Peygamberimiz hasta bir kimseye nasıl dua ediyordu?
Peygamber Efendimiz hastalara şu ifadelerle dua ediyordu: "Allahümme rabbe’n-nas! Müzhibe’l-be’si işfi ente’ş-şâfi lâ şâfiye illa ente şifâen la yuğâdiru sekamen - Ey insanların Rabbi olan Allah’ım! Bu ızdırabı gider. Şifayı veren ‘Sen’sin, ‘Sen’den başka kimse şifa veremez. ‘Sen’ hiç hastalık bırakmayacak bir şifa ver."
Bu kısa duayı biz de kolayca ezberleyebilir, hasta yakınlarımız için okuyabiliriz.
-- ZALİME ENGEL OLMAYAN ZULME ORTAKTIR
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/8/2009 - ÇOCUK GÖZÜYLE RAMAZAN :)))
Bugün evde bir acaiplik var. Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi. Kimse yemek yemiyor, su içmiyor. Ablam bile!
Ramazan 5
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini. Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki… Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni. Ama gülmeye cesaretim yok.
Ramazan 9
Niye böyle yapıyorlar? Ablama sordum, 'büyüyünce anlarsın' dedi. Zaten başka ne der ki… Anneme sordum, Ramazan dedi. Babama sordum, Oruç dedi.
Ramazan 11
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek. Arkadaşım Fatıma'ya sordum. Onun ailesi de gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.
Ramazan 14
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum. Uyandım. Babama haber vermeye koştum, yatağında yok! Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum. O da yok! Korkmadım, 'ben bu hırsızların hakkından gelirim' dedim. Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
Bizimkiler yemek yiyorlar! Vay uyanıklar. Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.
Bir de üstüme gülüyorlar…
Korkaklar.
Ramazan 17
Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm. Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.
O zaman devam. Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.
Ramazan 19
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. Oturup birlikte Kur'an okuyorlar. Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar. Ellerini açıp herkese dua ediyorlar. Sevim teyze de başını örtmüş. Çok da yakışmış
Ramazan 22
Her şey aynen devam ediyor. Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor. Hepsi akşam ezan okuyor. İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. Ne hoş.
Ramazan 24
Oruç'u merak ediyorum. Geçen gün Ayşe teyzem annemle konuşuyorlardı. Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu? Yok böyle olursa Oruç kaçar mı? Demek ki Oruç, çok duygulu birisi. İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor. Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruç'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. Onlarla tanışmaya can atıyorum.
Ramazan 25
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor şimdiye kadar, gecesi olan bir adam göremedim. Bu Kadir de kim? Bin aydan hayırlı gecesi varmış. O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.
Ramazan 26
İftarı çok sevdim. Akşam yemek yemeye İftar diyorlar. Gece yemek yemenin adı da Sahur. İftar sonrası eğlenceler oluyor. Babam camilere götürüyor bizi. Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.
Ramazan 28
Merak içinde beklerken uyuyakaldım. Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş. Ben göremedim. Anlayamıyorum. Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum. Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor. Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar. Sinir oluyorum.
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor. 'Abim ne zaman geliyor?' diye anneme soruyorum. 'Bayram gelsin, onda gelecek' diyor. Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdi de Bayram!..
Soramıyorum 'Bayram kim?' diye. Neden o gelmeden abim gelemiyor? Belki de ağabeyimin arkadaşıdır. Çok özledim abimi. Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.
Ramazan 29 / Arefe
O kadar erkek isminden sonra bugün nihayet bir bir hanım ismi duyabildim. Arife diyemiyorlar mı ne? Arefe diyorlar. Niye Arefe? 'Arife' olması gerekmiyor mu? Yengemin adı gibi yani… 'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik diyor annem. İyice telaşlandılar. Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar. Temizlik yapılıyor. Yemekler hazırlanıyor. Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi. Demek ki Bayram ile Arefe evli değil. Akraba da değil. Kafam karma karışık. Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.
Ve Bayram geldi
Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!. Oruç öldü heralde diye düşündüm. Abim gece gelmiş. Sevinçten haykırdım. Çok özlemişiz birbirimizi.
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım abime. Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm. Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım. Abimin tebessüm ettiği yerde, ablam kahkaha atar. Abime küser gibi yaptım hemen gönlümü aldı. Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.
Abimden söz aldım. Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi..) Ben de verdim.. Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı. Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu. Sendromu anlamadım. Ama olsun, abime güveniyorum. Gerçi ablam'a göre 4 yaşındayım. Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor. Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor. Abim 'bu konu beni aşar' diyor.
Bayramı çok sevdim. Ama ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm. Bizim için her gün Ramazan olsa!.. Ne iyi olur.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/8/2009 - Altının kıymetini sarraf, gerçek yoksulun kıymetini Abdullah bil
Peygamber şehri Medine’de sıcaklar şiddetini iyice artırmıştı. Hazret-i Ömer’in oğlu Abdullah bahçesinde çalışıyordu. Öğle vakti geldiğinde yemek molası verdi. Bu sırada gözleri bahçe duvarının ötesinden geçen koyunlara takıldı. Sürünün başındaki çobanın perişan hali Abdullah’ın dikkatini çekti. Çobana şöyle seslendi: Ey Allah’ın kulu, dedi, gel bir lokma yemek ye, bir yudum su iç de öyle devam et koyunların arkasından! Çoban, elini ağzına götürüp dudaklarını kapatarak birtakım işaretler yaptı ise de Abdullah bir şey anlamayınca, uzaktan cevap vermek zorunda kaldı: Efendi dedi, kusuruma bakma, ben yemek de yiyemem su da içemem. Çünkü oruçluyum. Abdullah şaşırmıştı. Çölde bu sıcakta, bu uzun günde sürü arkasında oruçlu çoban! Oruçlu isen seninle daha iyi anlaşırız, dedi, hemen bir koyun ver bana, burada güzel bir hazırlık yapayım. Akşama birlikte bir et ziyafeti çekeriz kendimize. Çoban gülümsedi. Koyunlar benim değil ki, dedi. Ben emanetçi bir çobanım! Çobanın büyük tercihi Bu defa Abdullah daha da üsteledi: Daha iyi ya, dedi. Koyun sahibine birini kurt kaptı dersin olur biter. Nereden bilecek birini benim aldığımı? Çoban bu defa hayretle çıkıştı: O nasıl söz öyle efendi, dedi. Mal sahibi bilmezse Allah da mı bilmez? Hem bunlar bana emanet. Emanete ihanet emektense açlıktan, susuzluktan ölmeyi tercih ederim! Abdullah’ın dikkati büsbütün çobana kilitlendi. Yemeğini bırakıp çobanın yanına gelip arkadaş oldu. Birlikte koyunların arkasında güneş batıncaya kadar dolaştılar. Akşam koyunlar bir çadırın önünde durdu. İçeriden çıkan bir yaşlı adam koyunları şöyle bir gözden geçirdikten sonra çobanın yanına gelip, “Hayvanları iyi otlatmışsın, karınları davul gibi şişmiş.” diyerek iltifat etti. Belli ki bu adam sürünün sahibiydi. Oruçlu adam da bunun yoksul çobanıydı. Aslında sürü sahibi olmaya layık bir çobandı. Abdullah yaklaşıp sürü sahibine hemen teklifini yaptı: Koyunları bana satar mısın? Adam şaşırmıştı. Biraz düşündü. Sonra toparlanarak cevap verdi: Değerini verirsen satarım. Neden satmayayım? Pazarlık uzun sürmedi. Abdullah koyunları tümüyle sürü sahibinden satın aldı. Artık malın sahibi Abdullah olmuştu. Abdullah’ın sürpriz teklifi Olanlardan bir şey anlamayan çoban, sürü sahibinin değişmesiyle işinden olacağını da düşünüyordu. Belki de yeni sahibi kendisini çoban olarak kabul etmez, işinden de olabilirdi. En kötüsü de buydu zaten. İşsiz kalmak. Az ötedeki çadırda yaşayan aile ve çocuklarına ekmek götürememek… Ama iş hiç de öyle gelişmedi. Artık koyunların yeni sahibi olarak çobana dönen Abdullah’ın sürpriz teklifi aynen şöyle oldu: Senin gibi samimi bir insanın layığı, başkasının koyunlarının arkasında çobanlık etmek değildir. Belki kendi koyunlarının peşinde mal sahibi olarak dolaşmaktır. Sözlerini şöyle tamamladı: Şu andan itibaren sen bu koyunların çobanı değil sahibisin. Haydi kendi malınla kendi çadırının önüne yürü. Aile ve çocuklarınla mal sahibi olarak birlikte iftarını yap!.. Sevinçten şaşıran çoban kendi koyunlarıyla kendi çadırına, Abdullah da kendi mutluluğuyla kendi bahçesine döndü. Bundan sonra dillerden düşmeyen söz hep aynı oldu: – Altının kıymetini sarraf, gerçek yoksulun kıymetini Abdullah bilir! Günümüzde de böylesi zenginler elbette yok değil. Rabbimiz, içinde pek çok hikmet barındıran bu hadiseden bize dersler çıkarmayı nasip eylesin ve fakirleri gözetip onların ihtiyaçlarını gideren zenginlerden ebeden razı olsun.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/8/2009 - Süleymaniye nin Şifreleri....
 Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek adına inşa ettirildi. Camii ve külliyesi 7 senede bitirildi.
 Ancak 7 yıllık bu uzun süre Kanuni'nin canını sıkmıştı. Sinan'ın yapıyı neden bir türlü açmadığını anlamamıştı. O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya başladı Sultan'a.  Kanuni durumu kendi gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye'ye gitti. Muhteşem yapının içine girdiğinde Sinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş nargilesini tüttürmekteydi.  Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve bütün haşmetiyle '' Bu ne iştir Mimarbaşı '' diye haykırdı. Oysa Mimar Sinan'ın içtiği nargilede tömbeki yoktu. İçtiği sadece suydu.  Usta mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl ulaştıracağını hesaplıyordu.  Bunun için Anadolu'nun değişik köşelerinden 65 tane dev turşu küpü getirtti. Bu küpleri içleri boş, ağızları dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi. Amacına ulaşmıştı Mimarbaşı. Sesi, yüzlerce metrekarelik mekanın her köşesine, en iyi şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni'de , Sinan'ın niyetini anlamış, ustasını hemen bağışlamıştı. Mimar Sinan yapının içine bir de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda, Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu. Sinan, bu kandillerden çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı. Binanın değişik köşelerine açtığı oyuklardan giren islerin bu odada toplanmasını sağladı. Şaşırdınız değil mi? Durun, daha [UTF-8?]bitmedi… Ve adına da İs Odası denilen bu bölmenin içine özel bir nemlendirme sistemi kurdu Sinan. Odada toplanan islerden, dönemin en kaliteli mürekkebini damıttı. Süleymaniye'nin duvarlarında gördüğünüz o muhteşem kalem işleri, yazılar, süslemeler, caminin kandillerinden çıkan isten damıtılan o mürekkeple yapıldı. Bütün bunlar bunlar günümüzden 458 yıl öncesinin bilimiyle, teknolojisiyle yapıldı.Son Bir Şifre Daha Var. Hani oyuklar var ya isin bir odada toplanmasını sağlayan , hava akımını içeri alan. Dışarıya çıkıp o iki oyuktan içeriye baktığınızda, birinden caminin içindeki Allah, diğerinden ise Muhammed yazılı dev levhaları görürsünüz. Ayrıca Süleymaniye'nin hangi köşesini, hangi duvarını, hangi açısını ölçerseniz ölçün, sayısal olarak karşınıza Allah kelimesinin ve katlarının çıktığını görürsünüz.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/8/2009 - Dedim ki çok yalnızım..

Dedim: Çok yalnızım. Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186
Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim. Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205
Dedim: Buda senin yardımını ister Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22
Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim. Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90
Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım? Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.
Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı. Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.
Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?! Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.
Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın? Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.
Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum. Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَŞüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. Birden 'İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var' dedim. Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ 'ALLAH kuluna yetmez mi?' (Zümer-36) dedin.
Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim? Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا Ey inananlar! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.
Kendi kendime dedim: ALLAH'ım seni çok seviyorum.
-- Vefa, dost ikliminde yetisir ve bizim yamaçlarimizin gülüdur..
-- 9-8-7-6-5-4-3-2-1-0 Okuyun bakalım rakamları :
* Eger ' 9' canli olsaydın bile
* En çok ' 8' kez kaçabilirdin ölümden
* Bilki ' 7' düvele sultan olsan dahi
* Yerin ' 6' mekan olacak sana
* En fazla ' 5' metre kumaş götürebileceksin
* Kapatacaksin ' 4' açsanda gözünü
* Bu dünya ' 3' günlük dünya
* Ölüm meleğinin yaninda ' 2' kat olup yalvarsanda nafile
* Elbet ' 1' gün öleceksin
* Işte o zaman herşey ' 0' dan başlayacak
Çünkü ÖLÜM bir yok oluş degil YENiDEN DOGUSTUR...!
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/8/2009 - 3 soru
Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediğinden dolayı canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük ilim sahibi olan köyün hocasına götürürler. Hoca ve delikanlının arasında geçen dialog şöyle devam eder.
Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma cevap verebilecek misin? , Hoca: Allah (c.c.)'ın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularına cevap verebileceğim. Delikanlı: Emin misin? Profesörler bile cevap veremedi bana.
Hoca: Allah (c.c.)'ın izniyle cevap vermeye çalışırım
Delikanlı: 3 sorum var 1. Allah(c.c.) yaşıyor mu? öyle ise, şeklini bana göster 2. Takdir (kader) nedir? 3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor, cehennemde ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi?
Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başı üzerinde bir saksı kırar.
Delikanlı canı yana yana sorar; Neden sinirlendin ki? Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der. Delikanlı: Hiç bir şey anlamadım. Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı başında kırınca Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim. Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun? Delikanlı:Evet Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman! Delikanlı gösteremem. Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes Allah(c.c.)'ın varlığını hisseder ama Allah(c.c.)'ı göremez. Hoca: Dün gece rüyanda benim basında saksı kırdığımı gördün mü? Delikanlı hayır. Hoca: Bugün böyle birşey ile karşılaşacağını hiç düşündün mü? aklından geçti mi?
Delikanlı hayır Hoca: Bu işte takdir’dir. (kader) Hoca: Biz neyden yaratıldık? topraktan yaratılmıs değil miyiz? Delikanlı: Evet böyle denir. Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan yapılmadı mı? Allah(c.c.) isterse ateşten yaratılan şeytanı ateşin içinde cezalandıramaz mı??
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/5/2009 - DUA
(ud‘uuniy istecub lekum) “Bana dua edin – ya da kulluk edin- ki, size karşılığını vereyim.” (Mü’min Suresi – 60. Ayet) (Uciybu da‘veted-daa‘i izaa da‘ani) (Bakara Suresi – 186. Ayet) “ Allah katında duadan daha şerefli hiçbir şey yoktur” (Tirmizi, Da‘avat, 1 & ibni Mace, Dua, 1) “Kim üzüntüler ve güçlüklerde duasının kabul olmasını isterse, bolluk zamanında çok dua etsin” (Tirmizi, Da‘avat, 9) “Kim Allah’tan dilekte bulunmazsa Allah o kimseye öfkelenir” (Tirmizi, Da‘avat, 2 & ibni Mace, Dua, 1) “Kaderden kaçmak fayda vermez. Dua, başa gelen ve henüz gelmemiş şeylere faydalıdır.Şüphesiz, bela geldiğinde, dua onu karşılayarak kıyamete kadar çarpışmaya devam ederler.” (Hakim, Müstedrak, 1/669 & Heysemi; Mecmua‘uz-zevaid, 7/209) “Duadan başka bir şey kazayı önlemez. Ömrü de iyilikten başka hiç bir şey arttırmaz.” (Tirmizi, Kader, 6 & Hakim, Müstedrek, 1/670) ibn Abbas’tan rivayetle: “Ey insanlar, yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin”(Bakara Suresi-168. Ayet) ayeti Nebi (as)’ın yanında okununca, Sa’d b Ebi Vakkas ayağa kalkarak: - Ya Rasulallah, duamın kabul olması için dua et, dedi. Efendimiz: - Ya Sa’d, yiyeceğini helalden kazan ki, duan kabul olur. Muhammed’in nefsini elinde bulunduran zata yemin olsun ki, kişi boğazına haram lokma atarsa, Allah onun 40 günlük ibadetini kabul etmez. Hangi kul ki, vücudu haram ve faizle büyümüşse, ona ateş daha layıktır. (Heysemi; Mecma‘uz-zevaid, 10/291) “Yediği haram, giydiği haram; haramla gıdalanmış bu adam ellerini göğe kaldırarak:‘Yarabbi, Yarabbi’ diye dua ediyor. Bunun duası nasıl kabul olunacak” (Müslim, Zekat, 19 & Tirmizi; Tefsirü’l-Kur’an) Efendimize: - Hangi dua daha çok kabule şayandır? diye sorulduğunda: - Gecenin son kısmında ve farz namazların akabinde yapılan dualardır, buyurdu. (Tirmizi; Da‘avat, 78) “Kulun Rabbine en yakın olduğu durum, secdedeki halidir. Bunun için secdede çok çok dua edin, zira bu anda dua kabul layık olur.” (Müslim, Salat, 42 & Ebu Davud, Salat, 147/148 & Nesai, İftita, 12/78) “Allah’tan bir şey istediğiniz zaman ellerinizin iç kısmını yukarıya çevirerek isteyiniz.Üstlerini çevirerek dua etmeyiniz” (Ebu Davud, Vitr, 23 & Tirmizi, Da‘avat, 104 & ibni Mace, Dua, 13) “ Efendimiz bir adamı namazda dua ederken işitti ve kendisinin Allah’ı övmeyip, Rasulüne salavat getirmediğini görünce: - Bu adam acele etti, dedi. Sonra o adamı çağırıp, kendisine ve orada bulunanlara: - Sizden biriniz dua ettiği vakit, Allah’a hamdü sena ile başlasın, sonra Nebi’ye salavat getirsin. Bundan sonra dilediği duayı yapsın, buyurdu. ” (Ebu Davud, Vitr, 23 & Nesai, sehiv, 48 & Tirmizi, Da‘avat, 64) “İnsanlar dua ederlerken seslerini yükseltince Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu: - Ey insanlar ! Nefsinizi yormayın. Şüphesiz sağıra ve burada olmayana dua etmiyorsunuz. Siz, işiten ve gören zata dua ediyorsunuz. Dua ettiğiniz zat, size bineğinizin boynundan daha yakındır. Ey Abdullah b Kays, sana cennet hazinelerinden bir kelime öğreteyim mi? O: ‘La Havle ve la Kuvvete illa billah’dır. ” (Buhari, Da‘avat; 67 & Müslim, Zikir ve dua, 13) “ Allah’tan istediğiniz zaman, kabul olacağına kesin olarak inanarak isteyiniz. Şüphesiz gafil kalp ile dua yapan kulun duasını, Allah kabul etmez” (Ahmed, Müsned, 2/177) “Sizden biriniz: ‘Dua ettim de hala kabul olmadı’ diyerek acele etmediği müddetçei duası kabul olunur.”(Buhari; Da‘avat, 22 & Malik, Muvatta, Kur’an, 8 & Müslim, Zkir ve Dua, 25, Ebu Davud, Vitr, 23 & ibni Mace, Dua, 7 & Ahmed, Müsned, 3/18) “ Bir adam Nebi (AS)’ın yanına gelerek: - Ya Rasulallah, hangi dua daha faziletlidir ? diye sordu. Efendimiz: - Rabbinden dünya ve ahirette af ve afiyeti iste, buyurdu. (Allahümme inne es’elüke’l-afve ve’l-‘aafiye fid-dünya ve’l-ahira) duasından daha efdal, kulun yapacağı dua yoktur. Sonra 2. ve 3. gün gelerek aynı soruyu sorunca, kendisine aynı cevabı verdi. Sonra Efendimiz: - Eğer dünya ve ahirette sana af ve afiyet verilirse, muhakkak kurtulmuşsun, buyurdu. (ibn Mace, Dua, 5)
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|