30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

2009-08-29 23:41:00

GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ   Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.   Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.   TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.   Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında... Devamı

ÇOCUK GÖZÜYLE RAMAZAN :)))

2009-08-27 23:06:00

Bugün evde bir acaiplik var. Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi. Kimse yemek yemiyor, su içmiyor. Ablam bile!Ramazan 5Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini. Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki… Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni. Ama gülmeye cesaretim yok.Ramazan 9Niye böyle yapıyorlar? Ablama sordum, 'büyüyünce anlarsın' dedi. Zaten başka ne der ki… Anneme sordum, Ramazan dedi. Babama sordum, Oruç dedi.Ramazan 11Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek. Arkadaşım Fatıma'ya sordum. Onun ailesi de gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.Ramazan 14Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum. Uyandım. Babama haber vermeye koştum, yatağında yok! Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum. O da yok! Korkmadım, 'ben bu hırsızların hakkından gelirim' dedim. Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.Bizimkiler yemek yiyorlar! Vay uyanıklar. Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.Bir de üstüme gülüyorlar…Korkaklar.Ramazan 17Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm. Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar. O zaman devam. Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.Ramazan 19Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. Oturup birlikte Kur'an okuyorlar. Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar. Ellerini açıp herkese dua ediyorlar. Sevim teyze de başını örtmüş. Çok da yakışmışRamazan 22Her şey aynen devam ediy... Devamı

Altının kıymetini sarraf, gerçek yoksulun kıymetini Abdullah bil

2009-08-26 05:12:00

Peygamber şehri Medine’de sıcaklar şiddetini iyice artırmıştı. Hazret-i Ömer’in oğlu Abdullah bahçesinde çalışıyordu. Öğle vakti geldiğinde yemek molası verdi. Bu sırada gözleri bahçe duvarının ötesinden geçen koyunlara takıldı. Sürünün başındaki çobanın perişan hali Abdullah’ın dikkatini çekti. Çobana şöyle seslendi: Ey Allah’ın kulu, dedi, gel bir lokma yemek ye, bir yudum su iç de öyle devam et koyunların arkasından! Çoban, elini ağzına götürüp dudaklarını kapatarak birtakım işaretler yaptı ise de Abdullah bir şey anlamayınca, uzaktan cevap vermek zorunda kaldı: Efendi dedi, kusuruma bakma, ben yemek de yiyemem su da içemem. Çünkü oruçluyum. Abdullah şaşırmıştı. Çölde bu sıcakta, bu uzun günde sürü arkasında oruçlu çoban! Oruçlu isen seninle daha iyi anlaşırız, dedi, hemen bir koyun ver bana, burada güzel bir hazırlık yapayım. Akşama birlikte bir et ziyafeti çekeriz kendimize. Çoban gülümsedi. Koyunlar benim değil ki, dedi. Ben emanetçi bir çobanım! Çobanın büyük tercihi Bu defa Abdullah daha da üsteledi: Daha iyi ya, dedi. Koyun sahibine birini kurt kaptı dersin olur biter. Nereden bilecek birini benim aldığımı? Çoban bu defa hayretle çıkıştı: O nasıl söz öyle efendi, dedi. Mal sahibi bilmezse Allah da mı bilmez? Hem bunlar bana emanet. Emanete ihanet emektense açlıktan, susuzluktan ölmeyi tercih ederim! Abdullah’ın dikkati büsbütün çobana kilitlendi. Yemeğini bırakıp çobanın yanına gelip arkadaş oldu. Birlikte koyunların arkasında güneş batıncaya kadar dolaştılar. Akşam koyunlar bir çadırın önünde durdu. İçeriden &cced... Devamı

ARANIZDA MÜSLÜMAN OLAN VAR MI ?

2009-08-24 14:31:00

Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve yüksek sesle Cami Cemaatine sorar : -Aranızda müslüman olan var mı ?  korkudan kimse bişey diyemez. Bir müddet sonra yaşlı bir adam ayağa kalkar ve  ' ben müslümanım' der. Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar. Adam dışarıda ki koç sürüsünü gösterip: -Amca, şunları kurban edicem de ben beceremem yardım eder misin! ? der. Yaşlı adam bayağı bir hayvanı kestikten sonra ' ben yoruldum , artık başka birini bul ' der.... Adam bu sefer kanlı bıçakla yine camiye girer ve cemaate yüksek sesle tekrar sorar: -Aranızda başka müslüman var mı , varsa yanıma gelsin ?  Az önceki giden yaşlı adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar, imam:' Ula bağa ne bakıp duraysunuz uşaklar ? İki rekat namaz kildurduk diye müslüman mı olduk ' ... Yüce İsa hepimizi korusun...... Devamı

SÜPER:))

2009-08-22 18:01:00

Genç bir kadın, aylardır şantiyede olan kocasına aşağıdaki satırları yazar:'Sevgilim, Biliyorsun, sen şantiyedeyken nur topu gibi bir bebeğimiz  oldu.Sütüm yetmediği için, yavrumuzu besleyebilmek amacıyla bir süt anne tuttum.Yalnız, bu süt annenin zenci olmasından dolayıçocuğumuz, emdiği sütün etkisiyle zaman içinde zenciye dönüştü.Haberin olsun dedim.Bu konuda benim bir suçum olduğunu düşünmezsin umarım.Öptüm Biricik eşinKadının kocası da bunun üzerine annesine bir mektup yazar:'Sevgili anneciğim, Karım bana gönderdiği son mektupta, sütü yetersizolduğu için bir süt anne tuıtmak zorunda kaldığını, o süt annenin zenci olduğunu vebu yüzden bebeğimizin renginin de zamanla koyulaştığını yazıyor.Bundan eşimi sorumlu tutamayız, tabii ki .Selam ve sevgilerimle'Annesi ise oğluna şöyle bir cevap yazar:Sevgili oğlum, Aslına bakarsan, sen doğduğunda benim sütüm de yetersiz kalmıştı.Ama biz fakir olduğumuzdan dolayı, süt anne tutamayıp onun yerine seni ineksütüyle beslemek zorunda  kalmıştık. Bu durumda takdir edersin ki, senin safkanbir öküz olmanın sorumlusu ben değilim.... Devamı

:)) Muhteşem...

2009-08-13 10:31:00

Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.Güneş onu yakıp kavurur.O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye."Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.Rüzgar olmak ister bu kez.  Ona da "Ol" der Tanrı.Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.Herşey karşısında eğilir.Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da  izin verir.Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı....Sırtında bir acı ile uyanır....Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir) Devamı

Süleymaniye nin Şifreleri....

2009-08-08 00:57:00

Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek adına inşa ettirildi.Camii ve külliyesi 7 senede bitirildi. Ancak 7 yıllık bu uzun süre Kanuni'nin canını sıkmıştı.Sinan'ın yapıyı neden bir türlü açmadığını anlamamıştı.O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya başladı Sultan'a.   Kanuni durumu kendi gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye'ye gitti. Muhteşem yapının içine girdiğindeSinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş nargilesini tüttürmekteydi.  Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve bütün haşmetiyle'' Bu ne iştir Mimarbaşı '' diye haykırdı. Oysa Mimar Sinan'ın içtiği nargilede tömbeki yoktu.İçtiği sadece suydu.   Usta mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl ulaştıracağını hesaplıyordu.   Bunun için Anadolu'nun değişik köşelerinden 65 tane dev turşu küpü getirtti. Bu küpleri içleri boş, ağızları dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi.   Amacına ulaşmıştı Mimarbaşı. Sesi, yüzlerce metrekarelik mekanın her köşesine, en iyi şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni'de , Sinan'ın niyetini anlamış, ustasını hemen bağışlamıştı.   Mimar Sinan yapının içine bir de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda, Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu.  Sinan, bu kandillerden çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı.  Binanın değişik köşelerine açtığı oyuklardan g... Devamı

Kim demiş tarih sıkıcıdır diye...

2009-08-08 00:31:00

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün, 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu: İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı . Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğullarıve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir. Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğuiçin bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazenhayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir. Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük birsıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.Zemin topraktı. Sadece zenginlerin z... Devamı

3 soru

2009-08-07 23:16:00

Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediğinden dolayı canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük ilim sahibi olan köyün hocasına götürürler. Hoca ve delikanlının arasında geçen dialog şöyle devam eder. Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma cevap verebilecek misin? , Hoca: Allah (c.c.)'ın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularına cevap verebileceğim. Delikanlı: Emin misin? Profesörler bile cevap veremedi bana. Hoca: Allah (c.c.)'ın izniyle cevap vermeye çalışırım Delikanlı: 3 sorum var 1. Allah(c.c.) yaşıyor mu? öyle ise, şeklini bana göster 2. Takdir (kader) nedir? 3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor, cehennemde ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi? Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başı üzerinde bir saksı kırar. Delikanlı canı yana yana sorar; Neden sinirlendin ki? Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der. Delikanlı: Hiç bir şey anlamadım. Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı başında kırınca Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim. Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun? Delikanlı:Evet Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman! Delikanlı gösteremem. Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes Allah(c.c.)'ın varlığını hisseder ama Allah(c.c.)'ı göremez. Hoca: Dün gece rüyanda benim basında saksı kırdığımı gördün mü? Delikanlı hayır. Hoca: Bugün böyle birşey ile karşılaşacağını hiç düşündün mü? aklından geçti mi? Delikanlı hayır Hoca: Bu işte takdir’dir. (kader) Hoca: Biz neyden yaratıldık? topraktan yaratılmıs değ... Devamı

2009-08-08 00:10:00

Norveç'li fotoğraf sanatçısı Kjell Sandved, 24 yıllık bir çalışmanın ardından kelebek kanatlarındaki desenlerden alfabenin bütün harflerini ve 1'den 9'a bütün rakamları fotoğraflara yansıttı.Sandved, kelebek kanatlarındaki şekillerin, harfleri andırdığını fark edince, alfabeyi fotoğraflamaya karar vermiş ve ortaya işte bu sanat eseri çıkmış...Smithsonian Enstitüsü Doğa Tarihi Müzesi nin tavanarasında, bir köşede eski bir Havana pürosu kutusu egzotik kelebeklerle doluydu. Bir tanesinin kanadının üzerinde gümüşi bir F harfi keşfedileceği günün gelmesi için yıllarca bekledi.Nihayet 1960 yılında Kjell Sandved in müzeyi ziyaret etmesiyle "o gün" geldi. Sandved daha önce müzik ve sanat konusunda iki ansiklopedi yazmıştı. şimdi de yeni bir araştırma yapıyordu. Müze yöneticisi Sandvel e çalışmalarını sürdürmesi için bir ofis verdi. Bir gün, kutularla dolu tavanarasında raflarda birşey ararken Sandvel Havana pürosu kutusunu buldu. Ve işte oradaydı... Kelebeğin kanadı üzerindeki gümüşi "F" harfi parıl parıl parlıyordu. Yardımcısı o anı şöyle anlatıyor. "Bu muhteşem dizaynı bir de mikroskopun altında inceledik. Harf öylesine iyi tasarlanmıştı ki büyülenmemek mümkün değildi. Dünya üzerindeki hiçbir kaligraf bu nitelikte bir "F" harfi tasarlayamazdı. Doğa mükemmel harfleri üretiyordu. Bunun üzerine başka harfler de olmalı dedik ve araştırmaya karar verdik." O gün Sandved ve yardımcısının bulduğu bu harf her ikisinin de hayatını değiştirecekti. Herşeyden önce ne kelebekler ne de fotoğrafçılık hakkında hiçbirşey bilmiyorlardı. Önce Kjell temel fotoğrafçılığı öğrendi. Makro fotoğraflar çekebilmeyi öğrenmek için iki yılını verdi. Mikroskobun altında binlerce kelebek kanadına ba... Devamı